Bugün - 18 Kasım 2018 Pazar
Foto Galeri
Video Galeri
Künyemiz
Üye İşlem
 Bize Ulaşın
www.finikeakdeniz.com.tr Logo
FİNİKE
FİNİKE SPOR
DEMRE
KUMLUCA
ANTALYA
GÜNCEL
-
Antalya 27°°C
Yazar Detayları

Asya TOKMAK

Asya TOKMAK - GÜNEŞTE KURUTULAN KABAKLAR

GÜNEŞTE KURUTULAN KABAKLAR
Yazı Tarihi: 25 Mayıs 2012 Cuma

Ben genç olmanın ne olduğunu biliyorum

Fakat sen yaşlılığın ne olduğunu bilmezsin

Bir gün, sen de aynı şeyleri söylüyor olacaksın

Zaman geçip gidiyor ve bu hikaye anlatılıyor

Birçok soru sordum

Tanıştığım akıllı adamlara

Cevapları henüz kimse bulamamış

Hatırlanacak günler olacak

Gözyaşı ve kahkahalarla dolu

Yazdan sonra kış gelecek

Böylece yıllar geçecek

Öyleyse arkadaşım, gel beraber müzik yapalım

Sen bana yenisini söylerken ben eskisini çalacağım

Zamanla, senin gençlik günlerin geçerken

Zamanlarını seninle paylaşacağın birileri olacak

                                                  Orson Welles

 

Güneş aydınlığını henüz dağıtmıştı ortalığa, etrafımdaki her şeyin yeni yeni belirginleşmeye başlamıştı. Alelacele giyinip işe gitme telaşına giriştim. Akdeniz’e taşındıktan sonra, geçirdiğim ilk, bahar mevsimiydi.  İşe geç kalmamak için attım kendimi sokağa ve yolum hayli uzundu.  Buram buram portakal çiçeği kokan sokakta, derin bir nefes aldım. Kokunun sarhoşluğuyla kaldırımda kafamda bin bir düşünceyle yürürken ki! Sokakta yürürken bile düşünce eylemini devam ettiren biriyim, gayri ihtiyari baktım; yolumun sol tarafında, duvarları yer yer yıkılmış, aydınlığın henüz uğramadığı kapısı açık evin bahçesinde,   yaşlı ve skolyozlu bir kadın dikkatimi çekti. Bakmaktan kendimi alamadım.  Halk arasında “Kambur” denir bilirsiniz; bel kısmından tamamen eğik ve başı, yere yakın bir baştı nerdeyse… Bir de yaşlılığı eklenmişti bu yaşam, daha doğrusu beden travmasına…

Kadının yaşlılığı ve alabildiğine ilerlemiş kamburu beni düşündürmüş ve içimi titretmişti. 

Sabahın erken saatinde, bu eski kagir binanın bahçesinde, elinde sebze yıkamak için kullandığı suyu ziyan etmek istemediği için, kuzeye bakan evin girişinde, betonu yer yer aşınmış eşiğin dibine atıverdi tam oradan geçerken.  O bir kaç saniye içinde gördüğüm her şey beynime ve yüreğime kazandı sanki… Farkında olmadan alabildiğine kambur ve yaşlı kadının yaşını tahmin ederken buldum kendimi; yetmiş yada seksen yaşlarında var diye düşündüm. Ya gerçek yaşını gösteriyordu yada olduğundan fazla yıpranmış daha yaşlı görünüyordu… Bilemiyorum sadece tahminlerimdi düşündüklerim. Beni yazmaya iten şey aslında gördüklerim ama daha çok da hissettiklerim oldu. Evin; eski, yalnız ve terk edilmiş, bakımsız, yıpranmış bir hali vardı. yanında yükselen yeni ve modern binalarla kıyaslandığında ev oldukça perişan duruyordu. Halime Ninenin yaşıyla benzeşiyordu adeta. Adının Halime olduğunu tabi ki bilemiyorum. Ne fark eder adının Ayşe, Fatma yada Halime olması. Önemli olan, duvarlara taşlığa ve kapıdaki eşyalara sinmiş yalnızlığıydı. Bilemiyorum sabah kapısından kaç kişi geçti ve kaç kişi dikkat kesildi Halime Nine’nin yalnızlığına ve ölüme giderken ki yaşam mücadelesine.  

Sabah erkenden kalkmasını gerektiren şey yalnızlığı ve karnını doyurmak için verdiği çabaydı. Muhtemelen yalnız yaşıyordu. Dediğim gibi evine ve avlusuna sinmiş yalnızlığı da onun tek başınalığının bir göstergesiydi.

Düşünürken iç sesim şöyle diyordu.  “Kaç yaşında olursa olsun insan,  karnını doyurmak zorunda, çalışmak ve uğraşmak zorunda,  sabahın belki erken saatinde bilmem hangi komşunun komşuluk hatırına verdiği kabakları doğrayıp daha sonra yemek için güneşe koymak zorunda…

Yüreğime kazındı,  doğrayıp güneşte kurutmaya bıraktığı kabakları. Sanki Halime Nine; ölüme inat, ben onları kurutup, saklayıp istediğim zaman yiyebilmek için hemen tüketmiyorum. Yine ölüme inat, yalnız da olsam, kamburda olsam, ölümün nefesi sırtımda da olsa, onları kurutup bir zaman sonra soframa koymalıyım, yaşamı sıkı sıkı elimde tutmalıyım, zaman kaygısı olmayan insanların davrandığı gibi davranmalıyım, ölüme meydan okursam, onun sırtımdaki nefesini kesmiş olurum der gibiydi… Yaşlı ve kambur Halime Nine’nin, güneşte kuruyan kabakları da Halime Nineyi destekler gibi; öyle canlı, öyle taze ve parlaktılar ki… Güneşte kurumak, solmak ve ölmek istemiyorlardı sanki…

Orson Welles’in şarkısındaki iki dize geldi aklıma; ama ben bu dizeleri kendi düşünceme ve o anki hislerime uyarlamak istedim.  Halime Nine, yaşlılığın ve yalnızlığın ne olduğunu biliyor ama ben yaşlılığın ve yapayalnızlığın ne olduğunu anlamaya çalışıyorum sadece, sabahın bu erken saatinde, Halime Nine’nin evinin daha doğrusu, bahçesinin yanından geçerken…

Onun belki; sevdiği ama kendisini terk edip kendi hayatları peşinde koşan çocukları vardı, bilmem ne kadar torunları vardı… Ama ne fark eder, kimse yaşama sıkı sıkı tutunmaya çalışan ve yaşam mücadelesi veren Halime Nine’nin, duvarlara sinmiş yalnızlığını alamamıştı işte… İçim bir daha ürperdi.

 Bu yaşa gelmiş bu denli kambur olan Halime Nine, yaşamdan ne bekliyordu? Onu ne mutlu ediyor, ne hayata bağlıyordu? Sabahın bu erken saatinde kabakları doğrayıp güneşte kurutma direncini ona veren neydi? Genç bir insan olarak bunları bilemiyorum… Tüm bunları düşünürken empatinin de çok yeterli olacağını sanmıyorum, o sabah kapısında geçerken, içimi burkan Halime Nine’nin neler yaşadığını anlamaya, yalnızlığını ve acılarını hissetmeye…

Popüler kültürün bize dayattığı; her zaman genç ve güzel kalma isteği miydi?  Yaşlılığı ve yaşlıyı dışlama, ondan rahatsız olma duygusunu yaratan.

Etrafımızda belki çoğu kambur olmayan ama yalnız yaşamak zorunda olan yaşlıları; sistemin kabaca; devamlı olarak üreten değerlidir, yaşlılar üretemedikleri için bir kenara fırlatılıp atılmalı, işe yaramaz bir eşyaya çevrilmeli,  onların insan olduklarını değil yaşlı oldukları düşünülmeli mantığı mı bizleri birer düşünce kamburuna dönüştüren?  

 Modern yaşamımız yada bireyselliğimiz mi? Onları yalnız ve kimsesiz bir köşede ölüme terk eden… Neden kendi gençliğimizi onlarla paylaşmaktan korkuyoruz, neden müziğimizi onlardan esirgiyoruz?

 

Öyleyse arkadaşım, gel beraber müzik yapalım

Sen bana yenisini söylerken ben eskisini çalacağım

Zamanla, senin gençlik günlerin geçerken

Zamanlarını seninle paylaşacağın birileri olacak

 
İletişim E-Posta: asya2005@yahoo.com - Telefon: Okunma Sayısı: 1277
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Yazıları

BAHARA KARIŞMA
RÖPORTAJ
EN BÜYÜK MACERA
YUVA
VAZGEÇMEK MUTLULUKTUR
HADDİMİZİ BİLMEYE NE DERSİNİZ?
Yakın Tehlike
EYLÜL...
SÖĞÜT CUMASI YAYLASI
BÜYÜLÜ SAHTELİK
KEŞİŞ, KADIN VE KAYBOLAN HÜCRELER
KUM TANELİ ZAMAN
YAŞAMI KULLANMA KILAVUZU
İNSANSI OLMA ÖZGÜRLÜĞÜ
ZEYTİNYAĞLI YİYEMEM AMAN
LİKYA OTEL
NE ZAMAN İYİ GİYİNİRİZ
DEĞERLER VE DOĞRULAR
“VANYA DAYI”
KAVANOZ
YOKSULLUK BİR SEÇİMDİR
GÖREN ELLER…
DİZİLERİMİZİ YÖNLENDİREN HAYATLARIMIZ
MUTLULUK YANIBAŞIMIZDA
"KİFAYETSİZ MUHTERİSLER"
"BYE", "OKEY"
ERKEN YAŞAMIŞ FENİKELİLER, GEÇ KALMIŞ FİNİKELİLER...
MADAM BUTTERFLY
DAFNİYE SEVGİLERİMLE
SARI SONBAHAR...
YAZMAK, KONUŞMAK, DİNLEMEK, OKUMAK...
YÜKSEK KAYALIĞIN YANINDAKİ YER
ASKIDA EKMEK...
GÜNEŞTE KURUTULAN KABAKLAR
Diğer Yazarlar

FİNİKE’YE KYK YURDU YAPILMALI
BEN DE BÖYLE YAPTIM, ŞULE YAYINLARI
Finike Küçük, İnsanları Büyük Bir İlçe
KADINSAN BİR KADINLIĞINI BİL!
31 MART 2012 ESKİ GÜNLER
TURİZM MAĞAZACILIĞI ve FİNİKE
MADDİYAT MANEVİYATI HAPSEDERSE
HOŞGELDİN RAMAZAN.....
KAYNAR KAZANDA
BAHARA KARIŞMA
İhale İlanları

Yazarlar 
Hava Durumu ( Antalya )
Bugün
19°°C - 27°°C
Salı
20°°C - 26°°C
Çarşamba
20°°C - 26°°C
Perşembe
20°°C - 25°°C
Namaz Vakitleri ( Antalya )

İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
03:5305:3513:0116:4920:1621:49

28 Mayıs 2018 Pazartesi
Tarihte Bugün
1776 - Deniz Harp Okulunun Açılışı
1922 - Uzun Köprünün Kurtuluşu
2006 - Fırtına
Bizi Facebook'ta takip edin
 
Günün Sözü
Hepimiz ölümün nişanlısıyız?
(CENAP ŞEHABETTİN)
Arşiv Arama
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
0,31ms